31. HAFTA PROGRAMI

Oymak GRUBU

Teknik Bilgiler > Tekmil Verme Ekip (15 dk.)

Şiirler > Sakarya Şiiri (10 dk.)

Kampçılık > 6 kişilik çadır kurulumu (60 dk.)

Oyunlar > Yakup dedi ki (15 dk.)

Erdemler Eğitimi > Peygamberimiz'in Miracı (0 dk.)

Teknik Bilgiler > Tekmil Verme Ekip (15 dk.)

Şiirler > Sakarya Şiiri (10 dk.)

Kampçılık > 6 kişilik çadır kurulumu (60 dk.)

Oyunlar > Yakup dedi ki (15 dk.)

Erdemler Eğitimi > Peygamberimiz'in Miracı (0 dk.)

MİRAÇ İLE İLGİLİ AYET (FEYZUL FURKAN)
Kulu (Muhammed aleyhisselâm’ı bedeniyle,) geceleyin Mescid-i Haram’dan,
çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya[1] götüren (Allah’)ın şânı yüce
(ve her türlü noksanlıktan uzak)tır. (Bunu,) kendisine âyetlerimizden bir kısmını
gösterelim diye (yaptık). Şüphesiz O, (evet) O, hakkıyla işitendir, görendir.(İsra
suresi,1.ayet)
1-2. İnen yıldıza/“peyderpey inen Kur’an’a” andolsun ki arkadaşınız (Muhammed)
sapmadı ve (batıla inanıp) azmadı da.
3. O arzusuna göre konuşmaz.
4. O(nun sözleri/hükümleri ilhamdan) vahiyle bildirilenden (ve vahye
uygunluktan) başkası değildir.
(Peygamberimiz’e vahiyle bildirilenler Kur’an olup bunun dışındaki emir, nehiy,
tavsiye ve ikrarları ise hadislerdir.)
5-6-7. Ona bunları müthiş kuvvetleri olan (Cebrail) öğretti. (Hem de) o güzel (bir)
heybete sahiptir ki en yüksek ufukta iken kendi suretinde doğruldu (Resûl’e
göründü).
8. Sonra (Cebrail ona) yaklaştı, (aşağı doğru) sarktı.
9-10. Aradaki mesafe; (üst üste getirilen) iki yay kadar, hatta daha yakın oldu da, o
sırada (Allah’ın) vahyettiği şeyi, kuluna vahyetti.
11. (Peygamber’in gözünün) gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.
12. Onun gördükleri hakkında tartışıyor musunuz?
13-14. Andolsun ki onu (Cebrail’i), diğer bir kere (Mi’râç’tan dönüşte) Sidre-i
Müntehâ’nın (yedinci semanın) yanında gördü.

15. O Cennetü’l-Me’vâ (takvâ sahiplerinin ve şehitlerin ruhlarının barındığı
cennet) de onun yanındadır.
(Adı geçen Sidre-i Müntehâ, son ağaç demek olup madde âleminin ve onlara ait
ilmin son bulduğu noktadır. Bundan sonrası Allah’ın gayb âlemidir.)
16. O (gördüğü) zaman Sidre’yi, onu bürümekte olan bürüyordu.
17. (Peygamber’in) göz(ü gördüğünden) kaymadı ve sınırı aşmadı.
18. Andolsun ki o, Rabbinin en büyük âyetlerinden (delillerinden) bir kısmını
gördü.

MİRAÇ İLE İLGİLİ HADİSLER (İSLAM TARİHİ ASIM KÖKSAL)
Mekke’de, İsrâ ve Mirac gecesinde, Cebrail Aleyhisselam inip Peygamberimiz
Aleyhisselamın göğsünü yardı ve kalbini çıkardı. Kalbinin içini Zemzem suyu ile
yıkadıktan sonra, içi hikmet ve imanla dolu altın bir tas getirip Peygamberimiz
Aleyhisselamın kalbinin içine boşalttı ve göğsünü kapadı.
(Ahmed b. Hanbel, 5/143, Buhârî, Sahîh, 1/91, Müslim, 1/148, Beyhakî, Delâil,
2/379, Begavî, 2/179, Kadý Iyaz, 1/139, Ýbn Esîr, Câmiu’l-usûl, 12/55, Ýbn
Seyyid, 1/145, Zehebî, Târîh, s. 258, İbn Kesîr, Tefsîr, 3/9.)

İsrâ ve Mirac Mucizesinin Kureyş Halkına Haber Verilişi

Peygamberimiz (a.s.); İsrâ ve Miracını Kureyş müşriklerine gidip haber vermek
üzere ayağa kalkınca,Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani Hatun, Peygamberimiz (a.s.)ın
ridasının ucundan tutup:
"Ey amcamın oğlu! Ey Allah'ın peygamberi! Sana and veriyorum. Bunu halka
5öyleme! Onlar seni yalanlarlar. Üzerler!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Vallahi, ben bunu onlara söyleyeceğim!" buyurdu.
Ümmü Hani Hatun, Habeşli cariyesine:
"Yazıklar olsun sana! Git de, Resûlullah (a.s.) o halka ne söylüyor? Halk ona ne
söylüyor? Göz kulak ol!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) İsrâ ve Miracını Kureyş müşriklerine gidip haber vereceği
zaman;
"Ey Cebrail!" dedi, "kavmim beni tasdik etmezler"

Cebrail (a.s.):
"Ebu Bekir seni tasdik eder" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), gidip, Kabe'nin Hicr diye anılan yerinde
ayakta durarak Kureyş müşriklerine İsrâ hadisesini haber verince, onlar şaştılar:
"Doğrusu, biz şimdiye kadar bunun gibisini hiç işitmedik!
Bu, şaşılacak, inanılmayacak şey!
Vallahi, deve Mekke'den Şam'a gidişte bir ayda, dönüşte de bir ayda sürülüp
götürülür!
Muhammed bir tek gecenin içinde oraya gider de, Mekke'ye dönebilir mi?!
Biz Beytü'l-Makdis'e, devemizin ciğerlerine, böğürlerine vura vura bir ayda
varırız. O oraya bir tek gecenin içinde gitmiş ha?!
Ey Muhammed! Buna delilin nedir?" dediler ve yalanladılar.
Peygamberimiz (a.s.), yalanlanmaktan üzgün bir halde, bir tarafa çekilip oturduğu
sırada, yanına Ebu Cehil gelerek oturdu.
Alaylı bir tavırla:
"Geceleyin yararlandığın birşey var mı?" diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet! Vardır!" buyurdu.
Ebu Cehil:
"Ne imiş o?" diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Geceleyin götürüldüm!" buyurdu.
Ebu Cehil:
"Nereye?" diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Beytü'l-Makdis'e!" buyurdu.
Ebu Cehil:
"Sonra da aramızda sabahladın ha?!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet!" buyurdu.

Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.) söylediği sözü inkâr eder korkusu ile, kavmini
onun yanına çağırmak istedi ve:
"Bana söylediğin sözü onlara da söyleyesin diye, kavmini senin yanına çağırmamı
uygun görür müsün?" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Olur!" buyurunca, Ebu Cehil:
"Ey Ka'b oğulları cemaatı!" diyerek çağırmaya başladı.
Meclislerinden silkinip kalkanlar, gelip Peygamberimiz (a.s.)la Ebu Cehil'in
yanına oturdular.
Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Haydi, bana söylediğini, kavmine de söyle!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben geceleyin götürüldüm!" buyurdu.
"Nereye?" diye sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
Beytü'l-Makdis'e!" buyurdu.
"Sonra da aramızda sabahladın ha?!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet!" buyurunca, Peygamberimiz (a.s.)ın sözünü yalanlamak için,
şaşkınlıklarından ve inkârlarından, kimisi ellerini çırptılar, kimisi de ellerini
başlarına koydular!
Kureyş müşrikleri, hemen, Hz. Ebu Bekir'in yanına vardılar. Ona:
"Ey Ebu Bekir! Senin sahibin hakkındaki şeyden haberin var mı?
O, güya, bu gece Beytü'l-Makdis'e varmış! Orada namaz kılmış! Sonra da
Mekke'ye dönmüş!?" dediler.
Hz. Ebu Bekir:
"Siz onun hakkında yalan söylüyorsunuz!" dedi.
Müşrikler:
"Hayır! Kendisi, şuradaki Mescid'de halka böyle söyledi!" dediler.
Hz. Ebu Bekir:
"Vallahi, eğer o bunu söyledi ise, muhakkak, doğrudur!" dedi.

Müşrikler:
"Sen onu doğruluyor, kendisinin bir gecede Beytü'l-Makdis'e gidip sabahtan önce
Mekke'ye geldiğinidoğru buluyor musun?" dediler.
Hz. Ebu Bekir:
"Evet! Bunda şaşacağınız ne var?
Vallahi, ben onu bundan daha uzak olanında, gecenin veya gündüzün herhangi bir
saatinde kendisine semadan haber geldiğini bana haber verdiğinde tasdik edip
duruyorum!" dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve:
"Ey Allah'ın Peygamberi! Sen şu halka bu gece Beytü'l-Makdis'e gittiğini söyledin
mi?" diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet!" buyurdu.
Hz. Ebu Bekir:
"Ey Allah'ın Peygamberi! Onu bana tarif ve tavsif et! Çünkü, ben oraya
gitmişimdir" dedi.
Beytü'l-Makdis, hemen, Peygamberimiz (a.s.)ın gözünün önüne geldi.
Peygamberimiz (a.s.), ona bakarak, Hz.Ebu Bekir'e Beytü'l-Makdis'i birer
birertarif etmeye başlamış; anlattıkça, Hz. Ebu Bekir de:
"Doğru söylüyorsun! Ben şehadet ederim ki; sen Allah'ın Resûlüsün!" demiştir.
Peygamberimiz (a.s.) da:
"Ey Ebu Bekir! Sen, Sıddîk'sın!" buyurmuş ve o gün ona Sıddık ismini vermiştir.

İsrâ ve Mirac Kelimelerinin Mânâları
İsrâ; gece yürümek, yola gitmek, gece yolculuğu etmek, ettirilmekm demektir.
Mirac da; yükseğe çıkış aracı demektir.

Miraç ile ilgili şiir

MİRAÇ
Kapatın gözlerinizi
Ve karanlığı seyredin.

İşte böyle bir gece.
Mekke’de bir gece
Yorgunluk havada
Gariplik suda
Simsiyah bir sessizlik
Uyku bile uykuda.
Kâbe’nin hatîm kısmında
Yanı üzre yatan biri var
Yıl hüzün yılı
Ebu Talib yok
Yıl hüzün yılı
Vefakâr eş
Haticetül kübrâ yok.
Kâbe’nin hatîm kısmında
Yanı üzre yatan biri var
Teselli arayan kalp
Hüzünle çarpan kalp
O’nun kalbi.
Ve ayak sesleri
Yıldızlar ışıldıyor.
Bu ayak sesleri göklerden

Yol veriyor yıldızlar.
Semâdan inenler var.
İzin verseydi Allah
Kâinat inerdi yere
Çünkü kâbe’nin hatîm kısmında yatan
Sultân-ı levlâk’tır.
Habîb-i zîşândır o
Nur-u hüda’dır.
Merhamet ufkunun nazlı güneşi
Kainatın biricik çiçeğidir o.
İzin verseydi allah
Âlemler inerdi yere
Oysa emir yalnız cebrail’e
Ve yalnız cebrail iner yere
Kalk ya rasulallah
Semada melekler seni bekler
Taif’te taşlanan yüzüne hasret
Alaya alınan sözüne hasret
Seni bekler melekler.
Yer yüzünde vefa yok mu?
Seni teselli edecek birini mi arıyor kalbin.
Sevdiklerin bir bir uçuyor mu elinden?

Davetini hafife mı aldılar?
Üzülme ve aç gözlerini
Öteler bekliyor seni
Bu gece kainat adını anacak,
Aç gözlerini ki alemler nazarına kanacak.
Burak, senin için uçacak.
Aç gözlerini ya habiballah
Bu gecenin adına isra diyecek allah.
Ey yedi kat sema aç kapılarını,
Ve haber ver hasretle bekleyen peygamberlere
Deki hazreti Adem’e;
Cennetin kapısına adı yazılan
İsminin hatrına af istediğin
Salih oğul geliyor.
Söyle İsa’ya:
Kuytu köşelerde
Havarilerinle Allah’a sığınırken,
Bir adım ötedeymiş gibi kokusunu aldığın
Ve insanlığa gelişini müjdelediğin
Ahmet geliyor.
Yusuf’a, İdris’e, Harun’a söyle

Musa’ya deki:
Vasıflarına hayran olup da
Ümmetinden olmak istediğin
Salih kardeş geliyor.
Müjde ver İbrahim Peygamber’e:
Dua dua yalvarıp
Gelmesini istediğin oğul geliyor
Aç kapılarını ey yedi kat sema
Bu gelen Muhammed Mustafa
Cebrail yol gösterir
Ve yürür sultanlar sultanı
Bu nasıl bir yürüyüştür.
Bu nasıl bir eda?
İnci inci ter mübarek alınlarında
Baştan ayağa edep var
Attığı her adımda.
Sultanım,
Cennetler gösterilirken o gece
Ümmetini hayal ettin mi cennette?
Cehennemin alevleri selamlarken seni,
Gözyaşlarını gördü mü Cebrail?
Ümmetim dedin mi?

Sen unutmazsın bizi bunda kuşku yok
Tahiyyat duası haber verdi bize
Sen bizi hiçbir yerde
Hiçbir zaman unutmadın
İnşallah biz de seni unutanlardan olmayız.
Allah seni unutturmasın bize.
Bir söz sultanının dediği gibi
Eğer günahlarımızdan dolayı girersek cehenneme
Ve Allah biran olsun açarsa ufkumuzu
Talaal bedru aleyna diyeceğiz.
Miraç gecesi
Yürüdü rasulullah
Cebrail önde
Bir gece yürüyüşüyle
Yürüdüler... Yükseldiler.
Yükseldikçe yükseldiler.
Cebrail durdu birden,
Ya rasulallah, benimle buraya kadar.
Efendimiz niçin diye sordu
Burası sidre-i münteha’dır
Bir adım daha atarsam, yanarım, kavrulurum.

Allah rasulu, sordular:
Nasıl gidilir sidre-i münteha’da?
Cibril-i emin cevap verdi:
Aşkla!
Aşkla gidilir ya rasulallah
Aşkla gidilir ya habiballah
Aşkla gidilir ya nebiyyallah
Yürü sultanım yol senindir!
Aşk vadisinde mühür senin.
Söz senindir hal senindir.
Muhabbetin adı sensin.
Varlıkların tadı sensin
Yürü ve selamını ilet
Gözü yaşlı ümmetinin
Sensiz bunca yetimin
İlet selamını
Ahir zamanın ahını
Yüceler yücesine ilet
Sultanım
Sen dönerken miraçtan
İlahi hediyelerle
Bizim için miraç olan

Beş vakit namazla,
Bakara suresinin son iki ayetiyle
Ve şirke düşmeyenin affedilebileceği müjdesiyle
Dönerken sen miraçtan
Biz ahir zamandan
Ebu Bekir edasıyla bakıyoruz sana
“O söylediyse doğrudur”
Rasulullah söylediyse doğrudur.
Ve bir ayetin sıcaklğı sarıyor
Kainatin kalbini:
Her türlü noksanlıktan münezzeh olan allah
Kulunu geceleyin mescid-i haram’dan alıp,
Kendisine bir takım ayetler gösterelim diye
Etrafını mübarek kıldığımız
Mescid-i aksa’ya götürdü.
Çünkü, işiten ve bilen odur.
Şimdi açın gözlerinizi
Ve mîrâc’a hazırlanın

Dursun Ali Erzincanlı

https://www.youtube.com/watch?v=oE7zB0cdmlE

Miraç ile ilgili hikaye yerine miracı anlatan hadisi yazmayı uygun gördüm.
Peygamberimiz (a.s.)ın Göklere Çıkarılışı ve Orada Bazı Peygamberlerle
Karşılaşıp Selamlaşması

Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı Beytü'l-Makdis'teki Sahra'nın [Sahre'nin] üzerine
çıkardı.
Peygamberimiz (a.s.), bakınca, orada, tabanı Sahra'da, tepesi semada, meleklerin inip
çıktıkları, bakanların ondan daha güzel birşey görmedikleri birMirac'ın kurulu
olduğunu gördü!
İbn İshak'ın (85-151 Hicrî), kendilerini herhangi bir kusurla kusurlayamayacağı
kimselerin kendisine Ebu Saîd el-Hudrî'den rivayet ettiklerini açıklayarak bildirdiğine
göre:
Peygamberimiz (a.s.) buyurmuştur ki:
"Beytü'l-Makdis'te olanlardan boşaldıktan sonra, Mirac'a götürüldüm.
Ben, şimdiye kadar, ondan daha güzel birşey görmedim.
O, öyle birşeydir ki; ölünüz, ölüm anında gözlerini ona diker!
Âdem oğullarının ruhları, göklere onun üzerinde çıkarılır!"
Sahibim Cebrail beni kanadının üstüne koydu, ona yükseltti.
Gök kapılarından, Hafaza diye anılan kapıya kadar çıkardı."
Peygamberimiz (a.s.)ın, Sidretül-Müntehâya kadar, göklere yükselişi hep bu Miraç ile
olmuştur.
Dünya semasına varılınca, Cebrail (a.s.), o göğün kapısını çaldı. Bekçisi olan meleğe:
"Aç!" dedi.
"Kimdir o?" "Kimsin sen?" denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail'im!" dedi.
"Yanında kimse var mı?" diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Yanımda Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi?" diye soruldu.
Cebrail (a.s.):

"Evet! Gönderildi" dedi.
Kapı açılıp dünya semasının üstüne çıktıkları zaman, orada oturan, sağında ve solunda
birtakım karaltılar bulunan, sağına baktıkça gülen, soluna baktıkça da ağlayan bir zât
ile karşılaşırlar.
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.) a:
"Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettive "Hoşgeldin, safa geldin salih
peygamber! Salih oğlum!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) a:
"Kim bu?" diye sordu.
Cebrail (a.s.):
"Bu, atan Âdem ((a.s.))'dır. Sağındaki ve solundaki şu karaltılar da, onun soyundan
gelen çocuklarının ruhlarıdır. Onlardan, sağında olanlar Cennetlik, solunda olan
karaltılar da Cehennemliktirler! Sağına bakınca güler, soluna bakınca da ağlar!" dedi.
Sonra, ikinci kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) o göğün kapısını çaldı. Bekçisine:
"Aç!" dedi.
"Kimdir o?" "Kimsin sen?" denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail'im!" dedi.
"Yanında kimse var mı?" diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi?" diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Evet!" deyince, göğün kapısı açıldı.
İkinci semada, teyze oğulları olan İsa b. Meryem ve Yahya b. Zekeriyya (a.s.)larla
karşılaştılar.
Cebrail (a.s.):
"Bunlar, Yahya ve İsa ((a.s.))'dır. Selam ver onlara!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
Onlar da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettiler ve:
"Hoş geldin, safa geldin salih kardeş! Salih peygamber!" dediler. Ve hayır dua ettiler.
İsa (a.s.); orta boylu, hamamdan çıkmış gibi kırmızıya çalar ak benizli, düz saçlı ve
yüzü çok benli idi.
Sonra, üçüncü kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı. Göğün bekçisine:
"Aç!" dedi.
"Sen kimsin?" denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail'im!" dedi.
"Yanında kim var?" diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi?" diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Gönderildi!" dedi.
Kapı açılınca, kendisine güzelliğin yarısı verilmiş olan Yusuf (a.s.)la
karşılaştılar. Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Cebrail! Kim bu?" diye sordu.
Cebrail (a.s.):
"Bu, senin kardeşin Yusuf b. Yakub ((a.s.))'dur! Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra:
"Hoş geldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.
Sonra, dördüncü kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.
"Sen kimsin?" denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail'im!" dedi.

"Yanında kimse var mı?" diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi?" diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Gönderildi!" dedi.
Göğün kapısı açılınca, İdris (a.s.)la karşılaştılar.
Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) a:
"Kim bu?" diye sordu.
Cebrail (a.s.):
"Bu, İdris ((a.s.))'dır. Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz
(a.s.)a:
"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamber!" dedi. Ve hayır dua etti.
Bundan sonra, beşinci kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.
"Sen kimsin?" denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail'im!" dedi.
"Yanında kimse var mı?" diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi?" diye soruldu.
"Gönderildi!" cevabıyla mukabele edildi.
Göğün kapısı açılınca, orada Harun b. İmran ((a.s.))'la karşılaştılar. Kendisi, ak saçlı,
gür ve ak sakallı idi. Son derece güzel yüzlü idi. Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Cebrail! Kim bu?" diye sordu. Cebrail (a.s.):
"Bu, kavmi içinde sevdirilmiş Harun ((a.s.))'dır! Selam ver ona!" dedi. Peygamberimiz
(a.s.) selam verdi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz
(a.s.)a:
"Hoşgeldin! Safa geldin salih kardeş! Salih peygamber!" dedi. Hayır dua etti.
Sonra, altıncı kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.
"Sen kimsin?" denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail'im!" dedi.
"Yanında kimse var mı?" diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi?" diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Gönderildi!" dedi.
Göğün kapısı açılınca, orada Musa ((a.s.)) ile karşılaştılar. Musa (a.s.); uzun boylu,
esmer tenli, yüksek burunlu, kulaklarına kadar uzanan düz saçlı , hafif etli idi.
Sanki, Şenue kabilesi erkeklerinden biri!
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Cebrail! Kim bu?" diye sordu.
Cebrail (a.s.):
"Bu, kardeşin Musa b. İmran ((a.s.))'dır! Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz
(a.s.)a:
"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamberin Ümmî peygamber!"
dedi. Ve hayır dua etti.
Sonra, yedinci kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.
"Sen kimsin?" denildi.
Cebrail (a.s.):

"Cebrail'im!" dedi.
"Yanında kim var?" diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi?" diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Gönderildi!" dedi.
Göğün kapısı açılınca, orada İbrahim (a.s.)la karşılaştılar ki, kendisi sırtını Beyt-i
Mâmur'a dayanış, Beyt-i Mamur'un kapısının önündeki bir kürsü üzerinde oturuyordu.
Beyt-i Mâmur'a her gün yetmiş bin melek girer, girenler de bir daha geri dönmezdin.
Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.)a'a bunun ne olduğunu sordu.
Cebrail (a.s.):
"Bu, Beyt-i Mâmur'dur!" dedi.
İbrahim (a.s.) için de:
"Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz
(a.s.)a:
"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih oğlum! Salih peygamber!" dedi.
Kendisi, çok yaşlı, ulu ve heybetli bir zât idi.
Ona, soyundan gelen çocuklarından simaca en çok benzeyeni de, Peygamberimiz
(a.s.)dı.
Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.)a:
"Ey Cebrail! Kim bu?" diye sordu. Cebrail (a.s.) da:
"Bu, atan İbrahim (a.s.)dır!" dedi.

İbrahim (a.s.)ın, Cennete Çokça Fidan Dikmelerini Müslümanlara Tebliğ Etmesini
Peygamberimiz (a.s.)a Tavsiye Edişi

İbrahim (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:

"Ümmetine benden selam söyle! Onlara emret! Haber ver de, Cennete fidan dikmeyi
çoğaltsınlar! Çünkü, Cennetin toprağı güzel, suyu tatlı arzı da geniş ve düzlüktür!"
dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Cennete dikilecek fidan nedir?" diye sordu.
İbrahim (a.s.):
"Cennete dikilecek fidan 'Sübhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilahe illallâhu vallâhu
ekber'dir" dedi.
Yani: "Allah her noksandan münezzehtir. Bütün övmeler, övülmeler Allah'a
mahsustur. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur! Allah, en büyüktür! Bütün güç, kuvvet,
ancak Allah'ındır, Allah iledir!"

Sidretü'l-Müntehâ'ya Yükseliş

Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı, yedinci kat göğün üzerinde bulunan ve Allah'tan
başkasınca bilinmeyen makamlara yükseltti.
Sidretü'l-Müntehâya kadar götürdü, yükseltti.
"Bu, Sidretü'l-Müntehâ'dır!" dedi.
Sidretül-Müntehâ; kökü altıncı kat gökte ve gövdesi, dallan yedinci kat göğün
üzerinde, gölgesiyle bütün gökleri ve Cenneti gölgeleyen, yaprakları fil kulakları gibi,
meyveleri küpler kadar., bir ağaçtı ki, onu Yüce Allah'ın celâl ve azamet nurunun
tecellisi kapladıkça kaplamış, öyle renklere bürümüş, yakut veya zümrüt veya benzeri
cevherlere çevirmiş, o kadar güzelleştirmişti ki, Allah'ın yarattıklarından hiçbiri, onun
güzelliğini tavsif edemezdin
Sidretü'l-Müntehâ ki; Bütün peygamberlerin ve meleklerin işleri ona varır,
dayanır. Yaratıkların ilmi onda nihayet bulur, onun yukarısında olanlar hakkında hiçbir
bilgileri bulunmaz! Yeryüzünden semaya çıkan, onda nihayet bulur. Alınacağı zaman
da, ondan alınır.

Refref ve Öteler Ötesindeki Buluşma

Peygamberimiz (a.s.)ın bildirdiklerine göre; Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı
yukan götüre götüre, nihayet (kaza ve kaderi yazan) kalemlerin cızırtılarını işitecek
kadar yüksek bir yere çı kardı.

Peygamberimiz (a.s.); Cennetten, yemyeşil bir Refref (ipek döşek)'in birden ufku
kapladığını, doldurduğunu gördü.
Peygamberimiz (a.s.), onun (Refref in) üzerine oturdu.
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)dan ayrıldı. Peygamberimiz (a.s.); Aziz ve Cebbar
olan Rabbine yükseltilip yaklaştırıldı.
Kendisinden bütün sesler kesildi .
Peygamberimiz (a.s.), Yüce Rabbinin:
"Korkmaya Muhammedi Yaklaş!" buyruğunu işitmeye başladı.
Nihayet, hiçbir kimsenin hiçbir zaman erişememiş olduğu Yakınlık Makamına, İlahî
Kabule, İlahî İkram ve İhsana nail oldu!
İbn Abbastan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (a.s.):
"Ben, Yüce Rabbimi gördüm!" buyurmustur.

Peygamberimiz (a.s.); Cebrail (a.s.)ın da, Mele-i A'lâ'da, Allah korkusu ve saygısın-
dan, eskimiş deve çuluna benzediğini görmüştür.

Yüce Allah; Miraç gecesinde, Peygamberimiz (a.s.)a vahyetmek istediğini, istediği
gibi vahyetti.
Yüce Allah, İbrahim (a.s.)ı haliliyet ile, Musa (a.s.)ı kelamı ile, Muhammed (a.s.)ı da
rü'yetle mümtaz kılmıştır.

Miraç ile ilgili sohbet
https://www.youtube.com/watch?v=lbfpxHNViqU